Yeme davranışı bazen sadece fiziksel açlıkla ilgili değildir; stres, yalnızlık, öfke ya da boşluk hissi de yeme isteğini tetikleyebilir. Bu olduğunda amaç kendinizi suçlamak değil, “Şu an gerçekten neye ihtiyacım var?” sorusunu sorabilmektir. Yeme dürtüsü geldiğinde kısa bir ara verin: 10 derin nefes, bir bardak su, birkaç dakika yürüyüş gibi küçük düzenleyiciler deneyin. Ardından duyguyu adlandırın ve ihtiyacı netleştirin: dinlenmek mi, destek mi, güven mi? Bedenle yeniden güvenli bir bağ kurmak, yasaklar ve cezalar yerine şefkatli farkındalıkla mümkün olur.
Kategori: Yazılarım
-

Duygularla Temas: Hissetmek Neden Bu Kadar Zor?
Bazı dönemlerde duygular ya çok yoğun gelir ya da hiç yokmuş gibi hissedilir. Hissetmek zorlaştığında, çoğu zaman beden “korunma” moduna geçmiştir. Bu durumda kendinize yüklenmek yerine yavaşlamak iyi gelir. Gün içinde kısa duraklar yaratın: şu an bedenimde ne var, nefesim nasıl, hangi duygu kendini göstermeye çalışıyor? Duyguyu isimlendirmek bile düzenleyicidir: “kaygı”, “üzüntü”, “öfke”, “yalnızlık” gibi. Duygular, bir şeylerin yanlış olduğunu değil; bir ihtiyacın varlığını haber verir. Temas kurdukça, kontrol etme ihtiyacı azalır ve içsel denge güçlenir.
-

Obsesif Düşünceler: Zihnin Döngüsünü Fark Etmek
Obsesif düşünceler, zihnin sürekli aynı noktaya dönmesiyle ortaya çıkan yorucu bir döngüdür. “Ya şöyle olursa?” soruları arttıkça kontrol ihtiyacı da yükselir. Bu döngüyü kırmanın ilk adımı, düşünceyle savaşmak yerine onu fark etmektir: Bu bir düşünce mi, yoksa gerçek bir tehlike mi? Ardından güven arayışını gözlemleyin; tekrar tekrar kontrol etmek ya da kendinizi ikna etmeye çalışmak kısa süreli rahatlatır, ama döngüyü besleyebilir. Düşünceye mesafe koymak, bedende sakinleşme yaratmak ve belirsizliğe küçük dozlarda tolerans geliştirmek zamanla işe yarar. Zihin yorulduğunda, destek almak süreci kolaylaştırır.
-

Sınır Koymak Neden Zor Gelir?
Sınır koymak çoğu zaman “hayır demek”ten daha fazlasıdır; ilişkide kendinizi koruyacak bir alan açmaktır. Zor gelmesinin nedeni genellikle suçluluk, reddedilme korkusu ya da “sevilmek için uyum sağlamalıyım” inancıdır. Sınır koymak, karşı tarafı cezalandırmak değil; kendi ihtiyacınızı açıkça ifade etmektir. Küçük başlayın: önce neye “evet” dediğinizi fark edin, sonra “Şu an buna gücüm var mı?” diye sorun. Net ve kısa cümleler kurun. Zamanla sınırlarınız güçlendikçe, ilişkilerde daha sakin ve tutarlı bir temas oluşur.
-

Yas Süreci
Yas, kaybın ardından yaşanan doğal bir uyum sürecidir. Bazen ağlamak, bazen donmak, bazen de günlük hayata devam ederken suçluluk hissetmek görülebilir. “Artık toparlanmalıyım” baskısı, duygulara alan açmayı zorlaştırabilir. Yasın temposu kişiye özeldir; doğru ya da yanlış yas tutma biçimi yoktur. Bu süreçte en destekleyici şey, duyguların gelip geçmesine izin vermek ve ihtiyaçları fark etmektir: dinlenmek, destek istemek, anıları güvenli bir şekilde konuşabilmek. Yas, kaybı unutturmaz; ama hayatla yeniden bağ kurmanın yolunu açabilir.
-

Kaygı Geldiğinde Ne Yapmalı?
Kaygı bazen bir “tehlike var” alarmı gibi çalışır; çoğu zaman da gerçek bir tehditten çok, belirsizlikle baş etme ihtiyacını gösterir. Önce bedeninizle başlayın: omuzlarınızı gevşetin, nefesinizi yavaşlatın ve bulunduğunuz ortamda üç şeyi fark edin. Ardından zihninizi yakalayın: “Şu an neyi kontrol etmeye çalışıyorum?” sorusunu sorun. Kaygıyı yok etmeye uğraşmak yerine, onu anlamayı deneyin. Kaygının altında genellikle korunma ihtiyacı, yorgunluk ya da bastırılmış bir duygu bulunur. Küçük adımlarla güven duygusunu yeniden kurmak mümkündür.
